Ezber bozan pil teknolojisi

Enerji herkesin elinde bulundurmak istediği bir güç, miktarının iş yapabilme kapasitesini etkilediği ve depolanması en zor olan kavramlardan biri. Depolamak için batarya yada pil akü gibi isimleri olan  yada ingilizcesi ile battery kelimesi ile kavramlaştırılan enerji depolama aygıtları geleneksel yöntemler ile işgal ettiği hacim ve ağırlıkları nedeni ile aklımızda hep belli şekillerde bulunur. Samsung firması bu konuda yıllar süren çalışmaları nedeni ile adeta ezber bozan bir ürün geliştirdi.

Tüm teknolojiler gelişirken yerinde sayan pil teknolojisi, Samsung’un bu piliyle yön değiştiriyor.

Teknoloji sektörü her yönüyle gelişiyor, değişiyor. Fakat bazı şeyler var ki onlar uzun yılladır hep aynı ve bir şekilde mobil cihazların genel gelişimini engelliyorlar. Misal; piller… Bugüne kadar üretilen pil modelleri hep aynıydı ve kapasiteleri hariç başka özellikleri ile teknolojik gelişimde kendilerini gösteremediler. Fakat bu durum artık değişmiş gibi gözüküyor zira Samsung’un ürettiği yeni piller, tam bir silindir olana kadar katlanabiliyor…

Seul’da gerçekleştirilen InterBattery 2014′de hakkında bilgi verilen yeni pillerin, kendi etrafında tam bir silindir oluşturacak kadar esneyebildiği ve bu işlem esnasında hiçbir sorun yaşamadan çalıştığı dile getirildi. Konu hakkındaki bilgiler bir hayli kısıtlı ama G for Games’de yayınlanan bir rapora göre yeni esneklik kabiliyeti, değiştirilen kök hücreler ve ileri teknoloji malzemeler ile üretilmiş farklı bir tasarım . Yine de böyle haberler için çok da heyecanlanmamak lazım zira ürünün toplu üretime ne zaman geçebileceği hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor. Ayrıca tamamen değiştirilen kök hücreler pile esneklik kazandırmış olsa bile, şimdiden birçok analizci böyle bir pilinin normalden çok daha kısa süre enerji üreteceği hakkında hemfikir olmuş durumda.

Esneyebilen pil teknolojisi için kesin bir çıkış tarihi yok ama aynı rapora göre önümüzdeki üç yılda kendisini görmemiz işten bile değil

İnternet tehlikeleri ünlüler üzerinden geliyor

Güvenlik yazılımı firması McAfee’nin son raporu internette en çok aranan ‘tehlikeli’ ünlülerin bir listesini yayınladı. Peki bu ünlüleri internetten aramak neden riskli?

Amerika’da geç saatlerde yayınlanan Jimmy Kimmel Live programının sunucusu , McAfee’nin çevrimiçi aranabilecek en tehlikeli ünlüler sıralamasında en üstte yer aldı. McAfee üst üste sekiz yıldır, İnternet üzerindeki en riskli kişileri ortaya çıkarmak amacıyla popüler kültürün en ünlü isimlerini araştırıyor. McAfee Most Dangerous CelebritiesTM araştırmasında elde edilen sonuçlara göre, arama yapmak için en tehlikeli isimler arasında komedyen ve müzisyenlerden derlenmiş bir grup var.

2008 yılında Brad Pitt’in ardından, Jimmy Kimmel (39. sıradan yükselerek) 1. sıraya yerleşen ikinci erkek oldu. DJ Armin van Buuren Kimmel’in arkasından ikinci sıraya yerleşirken, Ciara sıralamada üçüncü oldu. İlk 10’a giren diğer ünlüler arasında Blake Shelton, Britney Spears (7. Sıradaki yerini koruyor) ve üç New Jersey’li: Bruce Springsteen, Jon Bon Jovi ve Chelsea Handler yer aldı.

Geçtiğimiz günlerde ünlü kadınların özel fotoğraflarının hacklenmesi olayında da vurgulandığı gibi, internet korsanları devamlı olarak tüketicilerin ödül törenleri, yeni filmler ve TV programlarına olduğu kadar ünlülerin başını çektiği en son kültürel trendlere gösterdikleri ilgiden istifade etmenin yollarını arıyorlar. Bu korsanlar halkın ünlülere olan merakını kullanarak onları kötü amaçlı yazılımla dolu sitelere çekiyor, bu sayede şifre ve kişisel bilgilerini çalarak menfaat elde ediyorlar.

McAfee’de tüketici güvenliğinin baş savunucusu Gary Davis, “Pek çok tüketici, ünlüler ve magazin haber , fotoğraf ve videolarını internette ararken karşı karşıya oldukları güvenlik risklerinden tamamen habersiz; anında istediklerine ulaşabilmek için güvenliklerini riske atıyorlar,” diyor. Davis, “İnternet korsanları, tüketicilerin ünlülerle ilgili flaş haberlere olan ilgisini çıkarları için kullanıyor; bu davranışı kaldıraç olarak kullanıp insanları, bilgisayar ve diğer cihazlarına ciddi biçimde virüs bulaştırabilecek ve kişisel verilerini çalabilecek güvenli olmayan sitelere yönlendiriyorlar” şeklinde konuştu.

Dil eğitimini yurtdışında almak lazım

Ülkemizde artık üniversite eğitimi almayan birinin artık herhangi bir sektörde iş bulması çok zor oldu. İş ilanlarını incelerseniz birinci şart üniversitenin ilgili bölümlerinden mezun hatta yüksek lisans yapmış olma kriterleri aranıyor. Ve hemen arkasından bir dili çok iyi derecede biliyor olma şartı karşımıza çıkıyor. Üniversiteye adım atan herkesin geleceğini bu yönde planlaması gerekiyor. Fakat genel olarak gençlerin en önemli sorunu dil problemidir. Çünkü üniversiteden mezun olup iş hayatına atıldığımızda eğitim kadar önem verilen ve aranan bir özellik de dil biliyor olmaktır.

Dil eğitimi ise ne yazık ki okulda öğrenildiği zaman bir yere kadar yeterli oluyor. Benim ve bütün arkadaşlarımın genel sorunu iyi bir şekilde dil eğitimini nerede alacağımız konusudur. Şu anda hepimizin araştırmaları yurtdışı dil eğitiminde iyi ülkeler ve uygun fiyatlı seçenekler yönünde. Çünkü herkesin bildiği gibi en iyi dil eğitimi o dili konuşan ülkede alınabilir. Yurtdışı dil okulları ile üniversite yıllarında en azından yaz aylarında bu eksiğimizi tamamlayabiliriz. Farklı kişiler ile tanışmak ve o ülkenin sosyal hayatını yaşamak ise ayrıca bir avantaj. Sonuçta yurt dışına çıkmak hepimizin hayalidir.

Şimdi yurtdışı eğitim konusunda danışmanlık verilen firmaları biraz araştırarak konu hakkında bilgi almaya çalışıyorum. Yurtdışı dil okullarında her ülkede farklı seçenekler var. Hangi okulda hangi konaklama seçenekleri, maliyetler ve sosyal aktivite imkânları var iyice öğrenmek istiyorum. Daha önce eğitim için yurtdışı dil okullarında deneyimi olan arkadaşlardan bilgi alarak fikir sahibi olmak istiyorum. Anladığım kadarı ile ülkeye karar verdikten sonra nerede kalacağıma karar vermem gerekiyor. Aile yanı ya da yurt seçeneklerini iyice değerlendirerek en mantıklısını bulacağım. Sonuçta bütçemizi de ekonomik kullanmak gerekiyor. Konaklamadan sonra vize alma konusu gündeme geliyor. O yüzden en iyisi düzgün bir danışmanlık firması bularak tüm bu konular hakkında hizmet almak olacaktır. Bu işin oldukça fazla ayrıntısı var ve gittiğim yerde zor durumda kalmamak için iyi bir planlama yapmak istiyorum. Bütün süreci benim için düzenleyecek ve bir sorunla karşılaştığımda karşımda bir muhatap bulacağım kurumsal bir firma ile çalışmak hem benim hem de ailemin içini rahatlatacaktır.

Buraya her dört yılda bir başkan kiracı olarak gelir gider… Biz kalıcıyız

Bir demokraside, devlet başkanlığı sarayında oturmanın faturası

1981 yılında yemin ederek ABD Başkanlığına göreve başlamasından yaklaşık bir ay sonra dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşi Nancy Reagan, Beyaz Saray’da akşam yemeğini yedikten sonra hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşırlar.

Görevli garson yemeğin hesap faturasını getirmiştir. Baş kahyanın bir garsonla gönderdiği hesap faturasında sadece o akşamın değil son bir ayın bütün yemeklerinin hesabı da yer almaktadır. Sadece yemekler de değil… Ağırladıkları kişisel misafirlerin, bir aydır kullandıkları kuru temizleme hizmetinden, diş fırçası, diş macunu, temizlik ve parfümeri malzemelerine kadar bütün kişisel malzemelerin ücreti de miktarlarıyla beraber kaydedilmiştir. Ronald Reagan, hesabın büyüklüğüne şaşırsa da görevlinin getirdiği faturayı gülümseyerek alır ve muhasebeye maaşından ödenmesi talimatı verir. Kocasının aksine Nancy Reagan’ın şaşkınlığı çok daha büyüktür. Anılarında, ‘kimse bize Başkan ve Eşinin Beyaz Saray’da yaşarken yedikleri yemeklere ve kullandıkları günlük malzemelere para ödemek zorunda olduklarından bahsetmemişti’ diye anlatıyor o şaşkınlık anını. Aslında, ABD kamuoyunun büyük çoğunluğu da pek bilmiyordu. ABD eski Başkanı Bill Clinton’un eşi ve birinci Obama döneminin dışişleri bakanı Hillary Clinton‘ın, bu yıl yayınlanan “Hard Choices” kitabının Haziran ayındaki tanıtım ve imza gezilerinden birinde, Beyaz Saray’dan ayrıldıkları zaman, ‘borç içinde ve beş parasız olduklarını’ söylemesi, sosyal medyada büyük yankı yapmıştı. Hillary Clinton, sekiz yıl kaldıkları Beyaz Saray’dan taşınınca Washington DC’de ve New York’ta mortgage kredisiyle iki ev aldıklarını, bu kredi ile kızları Chelsea’nin Stanford Üniversitesi parasının kendilerini, 2001 kışında 12 milyon dolar borcu olan olan bir aile haline getirdiğini anlatacaktı. Borç batağından, Bill Clinton’ın art arda yayınlanan kitaplarının, ücretli konuşmalarının gelirleriyle düzlüğe çıkacaklardı. Son borçlarını da 2004 yılında ödeyerek borçlarını temizleyeceklerdi.

Peki, 8 yıl boyunca yıllık ortalama 500 bin dolar maaşı olan ve kira gideri olmayan bir aile niçin Beyaz Saray’dan beş parasız ayrılacaktı? Nancy Reagan’ı çok şaşırtan sebepten dolayı…

ABD Başkanları Beyaz Saray’a kira ödemez ama onun dışındaki herşey maaşlarından kesilir. Beyaz Saray, devletin ABD Başkanı için tahsis ettiği misafirhanedir ve orada 4 ya da 8 yılını geçirmek zorunda olan her aile, kendilerinin ve kişisel misafirlerinin bütün masraflarını kendisi karşılamak durumundadır. Sadece resmi devlet konuklarının ağırlanma masrafını Amerikan vergi mükellefleri öder. Geri kalan kişisel mutfak giderleri, hizmet ve malzemelerin ücreti Başkan ve ailesine aittir. Başkan takım elbiselerinin kuru temizleme ücretini kendisi ödemek zorundadır. Kaybolan düğmesinin yerine alınacak yenisinin de, ayakkabılarının boya ve cilasının da… Konutun başkan ve ailesinin kaldıkları kısmındaki temizlikçi, garson ve hizmetçilerin çalıştıkları süredeki saat ücretini de başkan öder. Kısacası, kira ve elektrik faturası dışında kendileri için harcanan her kuruşu devlete ödemek zorundadırlar.

Çünkü, ABD bir monarşi değil bir cumhuriyettir ve bu konut da bir ‘saray’ değil bir evdir. Amerikalılar buraya ‘saray’ demiyor zaten, o bizim yakıştırmamız. Washington DC’de ‘’1600 Pennsylvania Avenue’’ adresinde bulunan dünyanın bu en ünlü evinin adı Türkçe’ye yanlış şekilde ‘Beyaz Saray’ diye çevirilmiş olsa da, aslında İngilizce’deki orijinal adı ‘White House‘ yani ‘Beyaz Ev‘dir. Ve ABD’ye devlet başkanı seçildi diye kimse, devletin parasını keyfince harcayamaz. Sadece bu ev içinde de değil her yerde… ABD Başkanı, şehir dışı tatil masraflarını, haftasonlarını geçirmek istediğinde Camp David’teki dinlenme evinin haftasonu masraflarını kendi cebinden karşılamak zorunda. Yine örneğin başkan, ABD Başkanlık uçağına, devlet delegasyonundan olmayan tek bir kişi bile bindirecekse, (kardeşi bile olsa), bir ticari yolcu uçağının ‘first class’ uçak bileti miktarınca devlete para ödemek zorundadır.

Gerald Ford’tan George W. Bush’a kadar 6 başkan döneminde bu evin ‘baş kahyası (chief usher)’ olmuş Gary Walters’ın deyişi ile, başkan ve ailesi bu evin 4 veya 8 yıllık kira sözleşmesine sahip kiracılarıdır. İstedikleri yemekler pişirilir, malzemeler ve ürünler istedikleri markalardan seçilir ama parasını Amerikan halkı değil, Başkan ve ailesi maaşlarından öder. Ve doğal olarak fiyatın yüksekliğine alışmaları zaman alır. Çünkü başkanlar ve ailelerine verilen hizmet 5 yıldızlı otel kalitesinde olduğu gibi başkanın bunlar için ödeyeceği para da 5 yıldızlı otel fiyatları düzeyindedir. Devlet konutu diye cüzi ücretlendirme yapılmaz. Walters, ‘yemek, hizmet ve malzemelerin pahalı olduğundan yakınmayan tek bir first aile hatırlamıyorum’ diyor. Hatırladığı en büyük tepki ise Jimmy Carter’ın eşi Rosalynn Carter’a ait. Memleketleri Atlanta’da yemeğin de malzemelerin de çok daha ucuz olduğunu söyleyip durmuş aylarca. Ama ‘first lady’nin şikayetleri, fiyatları aşağı çekmeye yetmemiş. George W. Bush’un eşi Laura Bush da, “Spoken from the Heart” adlı anı kitabında Beyaz Saray’da yaşamanın ne kadar pahalı olduğundan yakınıyor. Onu en çok zorlayan konulardan biri de, hergün saçlarını yapan kuaföre, devleti temsil edeceği törenlere giderken bile olsa, ücretini kendisinin ödemesi olmuş. Bayan Bush kitabında, faturanın aylık geldiğini ve Başkan ve eşi ile iki kızının bütün yemeklerinin, kullandıkları bütün kişisel malzemelerin, kuru temizleme dahil tüm hizmetlerin, garsonların ve temizlik görevlilerinin saat başı ücretinin, özel misafirlerinin tüm msaraflarının bu faturada yer aldığını yazıyor.  ‘’Faturada ağzımı açık bırakan kalemler de vardı’’ diye aktaran Bayan Bush şu örneği veriyor:

‘’Ülkenin First Lady’si olarak giyeceğim kıyafetlerin de özel tasarım olması gerektiği şartı vardı ama elbisenin ücretinin yanı sıra bu tasarımların ücreti de yine benden tahsil ediliyordu.’’

ABD Başkanlarının maaşına en son 1999 yılında zam yapıldı. Buna göre ABD Başkanın çıplak maaşı yıllık 400 bin dolar civarında. 50 bin dolar da görev tazminatı ödenir. Bu her iki ödeme de vergiye dahildir. Başkan bunların gelir vergisini ödemek zorunda. Bunların yanı sıra başkanın gezileri için, vergiden muaf yıllık 100 bin dolar harcırah ödenir. Ancak, Beyaz Saray faturasının yüksekliği göz önüne alındığında bir ABD Başkanı, maaşının neredeyse tamamını aylık giderlerine harcar. Yani ayrıca bir serveti yoksa, Beyaz Saray’da ‘ucu ucuna’ yaşamak durumunda… Belki de bu yüzden Başkan Gerald Ford, Beyaz Evi, ‘Bugüne kadar gördüğüm en lüks sosyal yardım konutu’ diye tanımlamıştı.

Beyaz Ev, kompleks bir yapıdır. Aynı anda hem bir konut, hem bir müze ve hem de bir devlet dairesidir. ABD dünyanın süper gücü olmasına rağmen, Beyaz Ev, dünyadaki en büyük devlet başkanı sarayı değil, aksine büyük devletler içindeki en küçük devlet başkanlığı konutlarından biridir. Sadece bir katından, dünyanın en büyük devletinin yürütme organı yönetilir. ”1700’lerin dünyasında 13 kolonili devlet için inşa edilmiş, bugün dünya lideriyiz. Bu ihtiyaca uygun çok daha büyük bir saray yapalım” diyen tek bir başkan bile olmamıştır. Kimsenin aklına böyle bir şey gelmez. Çünkü, Beyaz Ev, ABD demokrasisinde ‘devamlılığın’ da sembolüdür.Ve yine Beyaz Ev, kendi toplumundan izole bir yer de değil. Dünyada, içinde başkan yaşadığı halde halkının ziyaretine açık tek devlet başkanlığı konutudur. Çünkü Amerikan tarihinin en önemli kültür müzesidir. Haftalık ortalama ziyaretçi sayısı 30 bindir.  Başkanın penceresinin bir kaç on metre uzağındaki bahçe demirliğinin önü ise ABD’nin en ünlü gösteri ve protesto yeridir.

Beyaz Ev, başkanlar için kalıcı bir ihtişam ve keyif sarayı değil geçici bir barınma ve hizmet yeridir. Başkan Truman’a göre, ‘dışı çok gösterişli bir hapishane‘den başka bir şey değildi. Ronald Reagan ise, buradaki yılları boyunca kendisini sürekli bir akvaryum balığı gibi hissettiğini anlatır. Michelle Obama da geçtiğimiz yıl, ‘’çok iyi dekore edilmiş bir hapishane’’ olarak niteleyecekti. Bu eve kiracı başkanlar aileleriyle gelir geçer. Mülk sahibi Amerikan halkı ve demokrasisidir. Bu gerçeği, bir hizmetçisi, Baba George Bush’un eşi Barbara Bush’a şöyle söyler bir gün:

‘’Buraya her dört yılda bir başkanlar gelir gider… Biz kalıcıyız’’.

Makul Hediyeleri Diline Dolayan Makul Şüpheli sayılmalıdır

Mesela, kol saati ‘makul hediye’ ise onu diline dolayan ‘makul şüpheli’ sayılmalıdır

Arkadaşlar, lütfen!.. N’olur, takıntılı davranmayın! Ve uzatıp da tatsızlık çıkarmayın! Aradan aylar geçmiş… İnsanların çoğu o günleri unutmuş; üzerinden de iki seçim geçmiş… Dahası koskoca İstanbul Başsavcılığı soruşturmayı kapatmış… Siz hâlâ “yolsuzluk da yolsuzluk” diyorsunuz!..

Hem neden bu kadar kötü niyetlisiniz ki! Belki sakinleşmeniz için yalnızca bakış açınızı değiştirmeniz yeterli olabilir. Mesela… “Rüşvet” dediğiniz şeyler… Ya rüşvet değilse?.. Ya onlar sadece birer “hediye” ise?.. Bir de bu açıdan bakmayı deneyin.

Kol saati “makul bir hediye” olduğuna göre, bu meseleyle toplumsal barışı bozmaya çalışanların da “makul şüpheli” sayılarak içeri atılması çok normaldir bence.

Peşin hükümlerle herkesi suçlayacağınıza, İstanbul Başsavcısı Sayın Ekrem Aydıner’in resmî açıklamalarına kulak verin.

Cumhuriyet Gazetesi’nde Canan Coşkun’un haberinden öğrendiğimiz kadarıyla, Ekrem Bey, bizim hemen “rüşvet ve yolsuzluk” diyerek kestirip attığımız şeylere dikkatle, derinlemesine ve felsefi açıdan bakabilen biri.Onun sözlerini okuyunca basit sandığımız kavramları bile kullanmadan önce “bir bilen”e sormak gerektiğini hissediyoruz.

Başsavcımız, rüşvetin ne olduğunu öyle her sıradan ölümlünün belirleyemeyeceğini ima eden sözlerden sonra konuya geliyor.Ve rüşvetin “sadece menfaat temin edilmesinden ibaret olmadığını” kaydederek “menfaat teminini suç olarak düzenleyen rüşvet dışında usulsüz hediye kabulü, irtikâp (kötülük ve hile yapma, yiyicilik ) gibi pek çok suç bulunmaktadır” buyuruyor.

Ardından meselenin can alıcı noktasına işaret ediyor: “Rüşvet için anlaşma olması gerek!” Efendim?

Yani, mesela, Sayın Rıza Sarraf Beyefendi ile eski bakanlardan Sayın Zafer Çağlayan veya Sayın Muammer Güler arasında önce “menfaat sağlama konusunda bir anlaşma olması gerektiğini” ve haliyle bunun da ispatlanmasının şart olduğunu söylüyor.

E, şöyle bir düşününce… Mantıklı galiba… Sayın Rıza Bey’in Sayın Zafer Bey’e “Ya Zafer Abi, bir kamu yöneticisi olarak benim falanca menfaatlerim yolunda filanca işleri yaparsan sana cici bir kol saati alırım” dediğini duyan var mı? Yok! Böyle “tapeler” çıktı mı? Hayır! Eee?.. Belli ki söz konusu şahsiyetler sıkı bir ahbaplık kurmuşlar.

Mesela, Sayın Zafer Bey’in Sayın oğlu Kaan Çağlayan evlenirken Sayın Rıza Bey’in zevcesi Sayın Ebru Gündeş Hanımefendi “sahne almış”.

Mesela, Sayın Rıza Bey, özel uçağıyla Sayın Çağlayan ailesini umreye götürmüş. (Başkalarını da götürmüş. Bu fiille arası pek iyi.) Takdir edersiniz ki, bunlar “maddi bedeli olmayan”, “ulvi” ve “özel ilişkilere dayanan” davranışlardır.

Her şeyin altında maddiyat ve menfaat aradığınızı hisseder gibiyim. Ne derler, “zenginin malı züğürdün çenesini yorar”, ama… adam sizin benim gibi fukara değil ki! Elini cebine attığında tomarla “cari açığın yüzde 15′i” geliyor. Ve kim bilir, belki de duygularını kelimelere dökmekte beceriksiz bir delikanlı olduğundan dolayı… Hediye vererek kendini ifade etmeyi seviyor.

Bakın, geçen gün öz kızına Bursa’nın Karacabey ilçesinde bir at çiftliği ve İngiltere’den özel olarak getirttiği 20 tane İngiliz tayı hediye etmiş.

Şimdi diyeceksiniz ki, bir oyuncak bebek alsaydı üç yaşındaki kız çocuğunu kolayca sevindirirdi; at çiftliği de neyin nesi? E anlamıyorsunuz ki! Adam bebek alarak benim ve sizin düzeyimize mi inmeli illaki?

Parası var ve hediye vermeyi seven bir kişi bu. Eşi Sayın Ebru Gündeş Hanımefendi’ye 26 milyon liraya Kanlıca’da yalı, 3 milyon 750 bin liraya Sapphire’de ofis, 1 milyon euroya Bodrum’dan yazlık hediye eden de o değil miydi? Bonkör işte!

960 bin euroyu bastırıp “kralların otomobili” olarak adlandırılan dünyaca ünlü İngiliz Rolls-Royce’un Phantom modelini alan da bizzat kendisiydi. (Hani eşine “60 yıl hiç ayrılmayacağız” diye söz verdiğinden dolayı, Rolls Royce’larının plakasını “34 YIL 60″ olarak çıkarttırmıştı. Sonra aynı markadan bir tane daha aldığı haberlerini okumuştuk…)

Şimdi böyle “verici” bir adamın, bakan dostlarına karşı cimrilik yapması beklenir mi hiç! İçinden gelmiş ve Sayın Zafer Abisi’ne ufak bir kol saati alıvermiş.

Alt tarafı bir kol saati!

“Makul bir hediye”…

Fiyatının 700 bin lira olması onun için önemli değil ki! Valla bence sadece “önüne yatılacak” değil, heykeli dikilecek bir adam bu! Sayın bakanın da sere serpe sarraf beyin önüne yatması yetmezdi heykelini de yapmalıydı.

“Farklı bir açıdan bakarak” tüm bunları görmemizi sağlayan İstanbul Başsavcısı Sayın Ekrem Aydıner’e gerçekten teşekkür borçluyuz.

Ayrıca Başsavcımız, anlayışı kıt olanlarımız için birkaç konuyu daha açık seçik vurgulamakta yarar görmüş:

“Sarraf ihracat rakamlarını ciddi etkileyen biri.”  ”Çağlayan’ı tanıması doğal.” “Medeni ilişkiler içinde görüşmeleri son derece doğal”. “Ekonomi Bakanlığı tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili yapılmış bir iş söz konusu olmayıp, genel bir kollama ve teşvikten söz edilmesi mümkündür.”

Umarım hepimiz anladık: “Genel bir kollama”… Yine bu “farklı açıdan bakarak”… Halkbank Genel Müdürü’nün evindeki ayakkabı kutularına doldurulmuş 4.5 milyon doları da… İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinden çıkan yedi çelik kasa ve 1 milyon 200 bin lirayı da… AB Bakanı’na gönderilen elbise torbasını, çikolata tepsisini ve ayakkabı kutusunu da… Başbakan ile oğlu arasındaki “sıfırlama” muhabbetini ve her şeye rağmen evde sıkışıp kalan 30 milyon euroyu da…

Başka konuları da iyi niyetle anlayıp yorumlayabiliriz.

Eğer kötü niyette ısrar edeceksek de… Tabiatıyla sonuçlarına katlanmalıyız.

Sayın Rıza Sarraf ve Sayın eski bakan çocuklarının da aralarında bulunduğu birçok kişi, devletten (yani vatandaşın cebinden) “haksız tutuklama tazminatı” almaya hak kazanmış.

Peygamberi Rüyada Görmek ve Rüyanın Yorumlanması

Öyleyse biz de rüya tabiri yolculuğumuza başlayalım. Orada, bize tanıdık gelen pek çok şey bulacağız. Bunlar, Müslümanların görüş ve idealleri hakkında bize, bilimsel teorik incelemelerin gösterdiğinden belki de biraz daha fazlasını gösterecek ya da en azından hissettireceklerdir.

Büyük bir ikna gücüne bir sonraki adım da, Timur’un kendi [önceden yerine, duyu ı görmektir. Etmiş olduğu rüyaların safiri konusunda büyük bir e, bu eserlerdeki rüyalar, [daha önemlisi, vakayinâ tarihç ilerin şu ya da bu r. Yani tarihçiler, kendilerine vesile olarak kullanmış değil, küçük farklarla güzellikle rüya tabiri anlatma yoluna gerçek mi, yoksa kurmaca mı, örf ve adetlerin, Büyük bir halıyı oluşturur sabırla çözmektir, bilmektedir. Bunun en saf eğinde görülür: Kişi, dua ve “hayırlı olanı arar”  bu yolla, bir sorunun ya at edici rüyalarda da ben aldıkları rüyalarda doruğa , gizli günahların keşfini, olur,  

Hz. Muhammed, her sabah, sabah namazından sonra, sahabesine aralarından kimlerin rüya gördüğünü sorar, sonra bu rüyaları yorumlardı. Bu sayede rüya ve rüya tabiri İslam’da onay görmekle kalmamıştır, hâlâ da Müslümanların yaşamında son derece önemli bir rol oynamaktadır.  Daha sonraki zamanlarda, sevdikleri ve yücelttikleri peygamberleri rüyada görmek, dindar insanlar için mutluluk verici deneyimlerden biri olmuştur.

Muhammed’in atalarının, rüyalarında ışık ya da ışıldayan ağaçlar görmek suretiyle Peygamberin gelişini haber aldıkları söylenir,  kendisinin peygamberlik yaşamının başlangıcı da rüya benzeri deneyimlerle belirlenmiştir

Laser lipoliz mi liposuction mu?

Geride bıraktığımız yaz mevsiminin rehavetini üstümüzden attık. Peki ya tatilde alınan kilolar, deforme olan vücudumuz?

Sonbaharın gelmesi ile hanımlar plastik cerrahların kapısını çalmaya başladı. En çok vücut şekillendirme operasyonları tercih ediliyor.

Estetik cerrahide ameliyatların mevsimleri önemli midir?  Mesela yaz aylarında asla yapılmaması gereken operasyonlar var mıdır?

Estetik cerrahi operasyonlarında mevsimsellik söz konusu değildir. Yılın her zamanı bu müdahaleler yapılabilir. Tabi ki kışa girerken talep edilen operasyonlar, yazın uyguladıklarımızdan olarak farklı olabiliyor.  Bu operasyon şekli yerine gelen taleplerin yöneliminden kaynaklanır. Yaza girerken bel ve kalça bölgesi iken kışa girerken aynı işlem için talep edilen bölge farklılaşır.

Peki,  içinde bulunduğumuz sonbahar aylarında en çok hangi estetik müdahaleler yapılıyor?

Özellikle vücut şekillendirme operasyonları yoğunlukta. Lazer lipoliz son dönemde çok tercih ediliyor. Ama burun estetiği, göğüs büyütme ve küçültme operasyonları, yüz germe ve dudak silikonları da azımsanmayacak kadar çok. Bunun yanında yılın 12 ayı saç ekimi yapıyoruz. Özellikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere yurtdışından gelen saç ekim hastalarımızın taleplerine yetişmeye çalışıyoruz. 

Lazer lipoliz nasıl bir uygulama, biraz açabilir misiniz?

Amerikada son yapılan araştırmalarda, yağ aldırma işlemlerinin tüm estetik cerrahi müdahaleleri arasında ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü konularında artan farkındalıklar sonucu insanlar bölgesel yağ fazlalıklarından da kurtulma yollarına başvuruyorlar. Bu aralar sıklıkla uyguladığımız lazer lipoliz işleminde mevcut yağlar bulundukları yerde parçalanmakta ve zaman içerisinde metabolize olarak dışarı atılmaktadır. Bu işlemde çoğu zaman yağı parçaladıktan sonra enjektör yardımıyla almak gerekmez. 

Vücudun hangi bölgelerine uyguluyorsunuz ?

Karın, bel, basen, gıdı, bacak içi, diz içi gibi bölgesel alanlarda uyguluyoruz

Klasik liposuctiondan farkı nedir ?

Lazer lipolizde lazer kullanıyoruz. Lazer uygulamasının yağ dokusunu parçalaması yanında oluşan ısı etkisiyle mevcut dokunun sıkılaşmasını da sağlanıyor. Klasik liposuctiona göre en büyük avantajı bu denilebilir.

Korkulacak kadar zor bir operasyon mu ? Ne kadar sürüyor?

Çoğu liposuciton işlemini hastanede lokal anestezi ve sedasyon dediğimiz bir yöntemle tam bir narkoz hali olmadan günü birlik bir cerrahi işlem olarak yapıyorum. Hastalarım, herşey yolunda gittiği taktirde, aynı gün evlerine dönebiliyorlar. Uygulamaya  göre değişmekle beraber 3-5 gün içinde rutin yaşantılarına dönüyorlar.

İyileşme sürecinden bahseder misiniz ?

Ameliyat nedeniyle oluşan morlukların geçmesi 7-10 günü buluyor. Çoğu zaman 10-15 günlük korse kullanımı öneriyoruz. Mümkün olan en kısa zamanda genellikle 3. günden sonra yürüyüşlere başlanmasını ve her geçen gün artan tempolarda spor yapılmasını öneriyorum. Bol su tüketilmesi ve beslenme konusuna dikkat edilmesi çok önemli.

Operasyon sonrasında vücut seklinde ne kadar sure sonra belirgin bir fark oluyor ?

Şöyle söyleyebilirim ki,  bel, basen ve diz içi hatta bacak içlerinde bile ertesi günden itibaren bir değişiklik fark ediliyor. İşleme bağlı olarak dokuda ödem ve şişmeler olabiliyor. Bu şişmelerin geçmesi ve vücut şeklinin tam oturması için 3 aydan 6 aya kadar beklemek gerekiyor.

Lazer lipoliz ile alınan yağlar zaman geçtikçe aynı bölgede tekrar oluşur mu ?

Kesinlikle hayır. Bu bir şehir efsanesidir, fakat operasyon sonrasında çok kilo alınmaması tavsiye edilir.

Kızlar frasadan işide katılmak için evlerini terk ediyorlar

İslami şartlar ile yönetilen işid kızlar arasında populer ve rağbet görmeye devam ediyor.

Fransayı şaşkına çeviren son olay ise 17 -25 yaş arasındaki 100 kadının fransadan kalkarak işide katılmak için suriyeye geçtikleri belirlendi. Aynı şekilde avrupanın bir çok ülkesinden işide katılmak için bir çok kadının suriyeye geçtikleri belirlendi.

Avrupalı psikologları şaşkına çeviren bu olay onlar tarafından açıklanamazken arap asıllı fransız bir sosyolog kızların işide olan ilgisinin ülkeleirndeki erkekler tarafından ezilen ve değer görmedikleri için islamın kadınlara bakış açısının kızları cezbettiğini ileri sürdü

100 kız Fransa’dan kalktı, Suriye’ye giderek IŞİD’e katıldı. Aralarında Musevi bir kızın da bulunduğu grup Avrupa’da günün konusu oldu.

Avrupa ülkeleri, terör örgütü IŞİD’e katılımı durdurmak için çalışmalara devam ederken, Fransa’dan şok bir haber geldi. 100 kadar Fransız kızın Suriye’ye gidip IŞİD’e katıldığı iddia edildi. 17 yaşındaki Sahara ise bunlardan sadece biriydi.

Sahara, kot pantolonlarını çıkartıp çarşafa büründüğünü ve trene binerken yakalandığını söyledi. 15 yaşındaki Nora’nın ise IŞİD’li teröristlerden savaş eğitimi aldığı belirtildi. Her iki kızın da Suriye’ye Türkiye üzerinden gittiği belirtilirken, Fransa’dan IŞİD’e katılan 100 genç kızdan birinin ise Yahudi olduğu kaydedildi.

Fransız kızların Suriye ve Irak’taki tüm cephelerde görev aldığı öğrenildi. IŞİD’a katılan Fransız kızlar arasında Tunus ve Cezayir kökenliler olduğu gibi Fransız asıllı isimlerin de bulunduğu öğrenildi. Öte yandan Almanya’dan 140, İngiltere’den ise 100′ün üzerinde genç kız IŞİD’E katıldı. Aralarında Almanya Güzellik Yarışması’nda 3′üncü olan bir kız ile İngiliz bir rock sanatçısının da bulunduğu çok sayıda kadının IŞİD’e kaçtığı kaydedildi.

Aile Bakanlığının Aldığı Önlemler Geleneksel Aile Yapımızla Uyuşmuyor

AİLE KURMA ORANI GERİLEME SÜRECİNDE

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2004 yılından itibaren boşanma oranının yüzde 38 arttığını belirten Uzmanlar, “2004’te 91 bin 22 olan boşanma sayısı, 2013’e gelindiğinde 125 bin 305’e kadar yükseldi. Bunun tersine 2004 yılında 615 bin 357 olan evlenme oranı 2013’te 300 bin 138’e düştü. Yani yüzde 2 buçuk oranında geriledi. Devletin aile kurma konusunda teşvik edici olması gerekir” şeklinde konuştu. Çocuğun ilk temas ettiği sosyal çevre olan ailede yaşadığı olumsuzlukların, suç işleme oranını da artırdığını söyleyen Balcı, “Özellikle yarım yani boşanmış ailelerde suç oranı ciddi seviyede fazlalık gösteriyor. Suçu önlemek için alınan tedbirler arasında en önemlisi aile yapısını güçlendirmek. Çünkü böylelikle suç sebeplerini ortadan kaldırmış oluruz” dedi.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Hukukçular Derneği tarafından düzenlenen Aile Hukuku Konferansı, üniversitenin Topkapı yerleşkesinde gerçekleştirildi. Çok sayıda hukukçunun ilgi gösterdiği konferansa katılan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Uzmanları, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Suriyeli mülteci kadınlarla yapılan ikinci evliliklerin, geleneksel aile yapısına uygun olmadığını belirtti. Bu tarz evliliklerin devlet tarafından engellenmesi gerektiğini ifade eden Uzmanlar, şöyle konuştu: “Ülkemizde, uzun süredir Suriyeli mültecilerin kamplar ve şehirlerde yaşamalarına izin veriliyor. Birleşmiş Milletler’in mültecilerle ilgili sözleşmesinde uygulamaların nasıl yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Ev sahibi devletin en önemli yükümlülüğü, mültecilerin sağlıklı ve onurlu bir şekilde yaşamlarına devam etmelerini sağlamaktır. Bu nedenle Suriyeli mülteci kadınlarla yapılan ikinci evliliklerin devlet tarafından engellenmesi gerekiyor. Ayrıca, ikinci evlilik ceza kanunumuzda da suç olarak kabul ediliyor.”

Suriyeli kadın mültecilerin, başlık parası isimli para karşılığında ikinci eş olarak evlendirilmesinin ceza kanununa göre suç olduğunu ve engellenmesi gerektiğini ifade eden Uzmanlar, hem yeni gerçekleştirilen hem de önceden var olan evlilikteki tarafların bu durumdan ciddi zarar gördüğünü söyledi.

Evliliğin sağlıklı olabilmesi için karşılıklı rızanın sağlanması gerektiğinin altını çizen Uzmanlar, “Toplumumuzda aile yapısı tek eşlilik üzerine kuruludur ve çok eşlilik genellikle tercih edilmez. Zor durumdaki insanların zafiyetinden faydalanarak kurulan aile düzgün işlemez. Hem yeni gerçekleştirilen hem de önceden var olan evliliğin tarafları psikolojik anlamda ciddi şekilde zarar görebilir. Mültecilerin ikinci eş olarak kabul edilmesi oldukça yanlış” ifadelerini kullandı.

 

Eşinden şiddet gören kadınlar için alınan önlemlerin geleneksel aile yapısıyla uyuşmadığını söyleyen Uzmanlar, sözlerine şöyle devam etti: “Birçok kadın cinayeti boşanma davası açıldıktan sonra meydana geliyor. Eve yaklaşma yasağının getirilmesi ya da kişilerin belirli eğitimlere tabi tutulması gibi birtakım uygulamalar, geleneksel aile yapımızla uyuşmuyor. Türk ve İslam geleneklerine uygun çözümler oluşturulmalı ve ayrılmaya karar veren eşleri bir canavar haline getirmeyecek uygulamalar yaygınlaştırılmalı. Bu noktada devletin sorumluluğu oldukça fazla. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de devletin zor durumda olan kadınlarla ilgili gerekli tedbirleri alması gerektiğini ifade ediyor.” 

Pkk neden hedef?

Işid kendisini bir devlet olarak açıklamasının ilk gününden beri resmi bir yayın organı olarak kullandığı dabık dergisi üzerinden neden Pkk yı hedef seçtiklerini açıkladı. Türk basınında bu açıklamanın son derece kısıtlı bir hali er aldı. Işid in internet ve sosyal paylaşım sitelerindeki nedenlerin tamamını bir araya getirmeye çalıştık. Muhakkak atladığımız ve bu yazı hazırlanırken henüz yayınlanmamış olan nedenler eksik kalacaktır. Bu nedenle takipçilerimizden bağışlanmayı diliyoruz.

Pkk nın bir kürt hareketini temsil etmediğini ve bir kukla olduğu hakkında elimizde kanıtlar var. Bu nedenle gelecekte de Batılı kafirlerin en yakın müttefiki olarak kurucularına hizmet edeceklerdir. İslam ile alakası olmayan onlardır ve kafirlerdendir. Müslüman topraklarında bir islam devleti kurulmasının önündeki engellerden biridir. Kafir uşaklarının katli cihad esnasında zorunludur. Onlarla uzlaşmak haramdır. Bu dediklerimizin ispatı son yaşanan olayların da içerisinde görülebilir.

Pkk Türkiye’deki son olaylarda kendi vatandaşını ve savunmasız 16 yaşındaki çocukları bile katletmiştir. Üstelik sadece pkk ile aynı düşüncede olmadıkları için.

Haklı bir mücadele sebebi olmadan cihad dısında 38 kişinin katline ferman veren yöneticilerin elinde militanlar katliam için sokaklara çıkmışlardır.

Kendi vatandaşlarını kandıran ve yalan söyleyen ve kendi çıkarları adına kendi halkından piyon kullanarak onları ölüme göndermektedir. Türkiye sınırları açtığında bizimle savaşmak için gelenlerin hepsi 15 dakikada tekrar Türkiye’ye geri dönmüşlerdir. Gelenlerin hepsi öğrenci ve savaşı onlara anlatılan şekli ile gören çocuklardır. Pkk savaş için kendisi değil çocuk gönderecek kadar acizdir. Kıyıma uğramaları için gönderdiği öğrenciler oyuna geldiklerini çok iyi anlamışlardır.

Pkk sempatizanlarının hemen hemen hepsinin kanları ezidi, süryani, ermeni, rum ve yahudi kanlarıdır. Savundukları tüm ideolojiler kürt çıkarları değildir, islam çıkarları değildir, müslüman çıkarları değildir. Hayatlarında hiçbir zaman halk ve ulus olmayı başaramamalarının altında bu yatmaktadır.

Pkk kadınlara hayvan, köle, mal olarak bakmaktadır. Kadınlarını bırakarak kaçan sefil bir anlayışları vardır. Şeriat ve islama uygun değildir. Zina ve çok eşlilik Pkk kadını arasında olması gereken bir durumdur. Kadınlarını bilerek günaha zorla sokmaktadır.

Türk basınında yukarıdaki farklı zamanlarda farklı sosyal medya hesaplarında yapılan açıklamalar ile birlikte Türk basınında çıkan haberde aşağıdaki gibidir.

PKK’nın laik yapısı nedeniyle Batılı Haçlı grupların gelecekte en büyük müttefiki olacağını belirten IŞİD, Kobani’yi bu yüzden hedef almış.

Adını 1516′da Osmanlı ile Memlükler arasında Mercidabık Savaşı’nın yapıldığı Suriye’nin Dabık şehrinden alan dergi, son halifeliğin Osmanlı’ya geçtiği bu savaştan sonra kurulan yeni halifeliğin resmi yayın organı olarak anıldı.

IŞİD, internetten yayınlanan DABIQ isimli İngilizce dergisinin kapağında, Vatikan’ın ünlü Aziz Petrus Meydanı’nı fotomontajla örgütün bayrağı dikilmiş halde göstermişti.

Dergide PKK, “Haçlıların gelecekteki müttefiki” olarak nitelendiriliyor. Maksist ve dinsiz bir örgüt dediği PKK’nın, laik yapısı nedeniyle Batılı Haçlı grupların gelecekteki en büyük müttefiki olacağını belirten IŞİD, “İşte bu yüzden Kobani’yi hedef seçtik” dedi

 

Rüyada Hayvanat Bahçesinde Vahşi Kaplan Görmek

Rüyanızda hayvanat bahçesini ziyaret ettiğinizi ve bu ziyaretiniz sırasında vahşi bir kaplan görürseniz, bunun anlamı iş hayatınızda kazançlar elde edebilmek için çok çeşitli yollara başvuracağınıza ve bu yolları uygularken çok sıkıntı çekmenize ve eziyet çekmenize delalet eder. Rüyada kaplan görmek; kuvvetli ve kudretli bir kişilik yapısına sahip olmanıza işaret etsede hayvanat bahçesine kafesler içine alınan bir kaplan görmeniz bu kişiliğinizin altında sizin bir zayıf noktanızın olduğu ve bazı kişilerin bu noktanızı yakinen bildiği yönünde yorumlanabilir. İslami rüya tabirlerine göre rüyada kaplan görmek, hayırlı bir mal veya hayırlı bir kazanç elde edeceğinize delalet eder. İş hayatınızda elde edeceğiniz bu mal sayesinde hayır ve hasenat yapacağınıza hak yolunda bir yaşam süreceğinize delalet eder. Rüyada kaplan görmek sizin kudretli bir kişiliğinizin olduğu yönünde tabir yapılsa da vahşi bir yönünüzün de olduğuna yorulur. Bu hırçınlık eğer kontrol edilemez ise kötü işler yapacağınıza ve malınızı veya paranızı zevk ve sefanız için harcayacağınıza delalet eder. İş yaşantınızda kendinizi konrtol etmeniz gerekmektedir. Hırsınızın kurbanı olmamanız ve çevrenizde sizi telkin edebilecek doğru insanların olması gerekmektedir. Rüyanızda kafesler içinde gördüğünüz kaplan sizi rakiplerinize karşı galip olacağınıza ve ticaret hayatınızda rakiplerine karşı hep bir adım önde olacağınıza delalet eder. İş hayatnızda doğru porejeler sayesinde güç kazanacak söz sahibi ve herkes tarafından bilenen ve tanınan bir kişi olacağınıza işaret eder.  

Vazelin dokunuşu

Vazelin Nerelerde Kullanılır, Vazelinin faydaları nelerdir?

İnsanların hayatına soğuk iklimlerde kullanım bulması ile başlayan vazelinin nemlendirici özelliği yanında iyi bir lubricant olması nedeni ile onlarca farklı kullanım alanında kendisine yer edinmiştir.

Vazelin ekonomik oluşu ve kolay ulaşılabilirliği ile her derde deva bir maddedir. Vazelinin faydaları saymakla bitmez. Vazelinin faydası, kullanım şekilleri, nerelerde kullanılabileceği tüm bunları bu yazımızda bulabilirsiniz.

Aşk hayatınızı da renklendirecek bir çok kullanım alanına hiç girmek istemiyoruz. Cinsel hayatınızı da renklendireceği ve lubricant özelliği ile ağrı hissini yok edeceğini her kadı yaşayarak öğreniyor zaten biz bu konu dışında kalan bireysel kullanım alanlarına özellikle yer vermek istiyoruz.

Parfüm sıkmadan önce cildinize vazelin sürmeniz, parfüm kokusunun daha kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Parmaklarınıza biraz vazelin alın ve bunu saçlarınıza uygulayın, saçların kabarmasını ve dağınıklığını önleyip saçınıza şekil verecektir.

Vazelin en iyi nemlendiricilerden biridir ve harika bir dudak kremidir. Dudak bakımı için küçük bir cam kavanoz alın ve vazelini içine koyup, devamlı çantanızda taşıyın. Hatta her gece yatmadan dudaklarınıza vazelin sürün, farkı farkedeceksiniz!

Göz farınız, rujunuz, allığınız bitmez üzere mi? Endişelenmeyin! İçine biraz vazelin koyun ve güzelce karıştırın. Makyaj malzemenizin ömrünü uzatacaktır.

Vazelin, kurumuş veya hasarlı tırnak etlerini canlandırmak için yardımcı olur.

Yatmadan önce ayak tabanlarına vazelin sürün ve çorabınızı giyin. Sabah kalktığınızda yumuşacık ayaklara kavuştuğunuzu göreceksiniz.

Biraz parça çikolata ve biraz vazelini mikrodalgada eritin. İşte çikolatalı dudak parlatıcınız hazır!

Takma kirpik taktınız ve yapışkan parçaları göz çevrenizde mi kaldı!

Biraz vazelini pamuğa koyun ve bunu kirpiklerinize uygulayın, yapışkanın kolayca çıktığını göreceksiniz.

Saçınıza sakız mı yapıştı! üzülmeyin! bir parça vazelini o bölgeye uygulayın ve sabırla sakızı saçınızdan çıkarın.

Vazelin en inatçı makyajları da rahatlıkla çıkartabilecek güce sahiptir. Pamuğa biraz vazelin sürün ve makyajınızı çıkarın, ardından yüzünüzü yıkayın.

Erkekler; Traştan sonra cildinize vazelin uygulayın, böylece pürüzsüz ve yatışmış, yumuşacık bir cilde kavuşursunuz.

Yüzük taktınız çıkmıyor mu, size önerimiz biraz vazelin koyun ve öyle deneyin, kolaylıkla çıktığını göreceksiniz.

Barzani açıklamaları ile kendisini ele verdi.

Barzaninin sözleri bir çok gizli bilgiyi açığa çıkardı

Uluslar arası bir haber ajansı ile Röportaj yapan Mesut Barzani yaptığı açıklamaların sonuçları hakkında hiçbir fikri olduğunu sanmıyoruz açıklaması ortadoğu uzmanları tarafından bloglarda yayınlanıyor. Barzaninin Irak bölgesel Kürt yönetimi ve Bağdat merkezi Irak Devleti gibi farklı oluşumların olduğu ama özerk bölgeninde Irak toprağı olması nedeni ile Merkezi Irak Yönetiminin Toprağı olarak geçtiğini unutan açıklamalarda bulundu.

Dünya denizlerinde amerika ile dava konusu olan Irak petrolleri Kuzey ırak bölgesel Kürt yönetimi topraklarından yani Musul dan çıkan Musul petrolüdür. Irak yönetimi dava konusu nedeni ile bu petrol üzerinde Merkezi Bağdat yönetimi olan Irak devleti adına hak iddiasında alenen bulunmuştur. Buna göre

Bu petrol üzerinde hak iddia ediyorsanız o topraklar ve bölge halkı üzerinde de hak iddia ediyorsunuz demektir.

Birde devlet olduğunuzu söylüyorsunuz.

Üzerinde hak iddia ettiğiniz topraklarda yaşayan sivil halk sizin kontrolünüzde ve egemenliğinizde demektir.

Ama siz ben o bölgenin parasını alırım. Halkı beni bağlamaz. Ben ekonomileri üzerinde söz sahibiyim. Güvenliklerinde onlar özerk demek ise başka bir değerlendirme ve anlayışın konusudur.

Bir terör örgütü ile bir devletin çatışmasında İran ve Türkiye gibi iki ülkeden lojistik, bilgi ve silah yardımı istiyorsunuz. Bu geciktiğinde burun kıvırıyorsunuz. Ordunuzu savaşa sürmeyerek bölge deki peşmergelere kısıtlı silah vererek silah ve mühimmatın üzerine yatarak onları kendinize mecbur bırakıyorsunuz. Olan biten tüm olayları patlamış mısır eşliğinde haberlerden seyrediyorsunuz ve içinizden belki bahis oynuyorsunuz. Bunu yaparken ordunuz Işid ile karşılaştığında silahlarını Işid e bırakarak kaçıyorsunuz.

Sonrada Türkiye yardımda gecikti diye bir açıklama yapıyorsunuz.

El insaf bu ne nankörlüktür. Ne pişkinliktir. Devlet bu şekilde yönetilecekse Kürt ve Irak halklarının geleceği erkekler için ölüm kadınlar için ise cariyeliktir. Halklar layık olduğu şekilde yönetilir.

 

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Sky News Arapça’ya verdiği mülakatta, Türkiye’nin Kürt yönetimine silah yardımında bulunduğunu ancak Ankara’nın konjonktür gerekçesiyle bunun açıklanmasını istemediğini belirtti.

El Cezire Türk’ün haberine göre, Barzani verdiği mülakatta konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:

“Gerçekleri söylememiz lazım. IŞİD tarafından saldırıya uğradığımız ilk gece İranlılar bize silah dolu iki uçak gönderdi. Bu o an için büyük bir yardımdı. Başkalarından da geldi. Ama gelen ilk silah yardımı İran’dandı. Türkiye’den de beklenirdi. Türkiye de daha sonra gönderdi ama iç konjonktürlerinden dolayı bizden açıklamamamızı istediler. O zaman cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyorlardı ve IŞİD’in elinde rehineleri vardı.”

Uzmanların bu açıklama için verecekleri tek cevap ise İran bu saldırıdan haberdar olmalı ki birkaç saat içerisinde yardım kararını meclislerinden çıkartmalı yani devlet olarak karar almalı, Bu silahlar önce seçilmeli hangi silahlar gidecek ve ne kadar mühimmat gönderilecek belirlenmesi yapılmalı ve sonrasında farklı noktalardan bir araya getirilmek için sevk edilerek bir araya getirilmeli.

Sonrasında ise gönderilecek yere bu nakil yapılmalıdır. Bu nedenle Işid Saldırısı olduğu gece bu olayın var olacağından iranın daha önce haber aldığı bir gerçektir.

Barzani “Sizin ilişkileriniz Türkiye’yle iyiydi. Bazıları Türkiye’nin size yardımda yavaş davrandığını söylüyor. Yorumunuz ne?” sorusuna, “Türkiye’den daha güçlü bir tutum bekliyorduk. Gördüğümüzden daha güçlü bir tutum bekliyorduk. Daha çabuk hareket etmelerini daha fazla silah göndermelerini… Ama bununla birlikte onların problemlerini anlıyoruz” yanıtı verdi.

Kürt lider “Sizce bu yavaş hareket etmede başka boyutlar da olabilir mi?” sorusunu ise “Türkiye açık ve kararlı tutum almakta çekinceli davranıyordu. Tabii bunun sebebi iç durum ve rehineler meselesiydi. Bu sebepleri anlayışla karşıladık. Söylememiz gerekir ki, Türkiye de yardımda bulundu. Ama dediğim gibi daha fazlasını bekliyorduk” sözleriyle yanıtladı.

Barzani, “Türkiyenin samimi olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna ise şu cevabı verdi:

“Ben Türkiye’yi dost olarak görüyorum. Ve Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi’nin gelişimine karşı duracağını sanmıyorum. Bağımsızlık konusu ise başka bir konu. Açıkçası bağımsızlık konusunda Türkiye ve başka ülkelerin nihai tutumlarının ne olacağını bilmiyorum. Ancak Türkiye ile bu büyük ilişkiler devam ediyor ve kuvvetini koruyor. Elimizde Türkiye’nin IŞİD’İ desteklediğine dair veriler yok. Ama görüyoruz ki bu devletlerin politikalarında kesişmeler var. Açıkçası bu girift ilişkilere girmek istemiyorum. Kürdistan Bölgesi olarak bölgedeki ülkeler arasındaki bu ihtilaflar ve çekişmelerden uzak durmak istiyoruz.” 

Çinde Üretilen BMW ler Türkiye’de satışta

Geçtiğimiz Mart ayındaki Cenevre Otomobil Fuarı’nda dünya prömiyeri gerçekleşen BMW, 218i Active Tourer, marka için birçok ilke imza atıyor. Hem yurttaşı, hem de uzak doğulu rakiplerinin küçük SUV ve Crossover modelleriyle rekabet edecek olanyeni 218i Active Tourer ile BMW, premium kompakt MPV segmente adım atmış oldu. 218i Active Tourer’ın birebir rakibi ise Mercedes B Sınıfı. Tüm rakipleri gibi bu araçlarda uzak doğu üretim tesislerinde üretilecek. Çin içerisinde ki montaj fabrikasından çıkacak lan araçlar için şimdiden uzun kuyrukla beklenildiği açıklandı.

Kompakt MPV sınıfı araçların Türkiye’deki satış rakamı yılda yaklaşık 15 bin adet civarında. Bu da toplam pazarın yaklaşık yüzde 2,5’una karşılık geliyor. Bu yılın sonuna kadar 300-350 adetlik bir satış hedefiyle pazara giren BMW’nin gelecek yıldan itibaren bu sınıftan almayı düşündüğü pay ise yılda 1500 adetlik satışla yüzde 10 civarında.

BMW’nin ilk önden çekişli aracı olan 218i Active Tourer’de kullanılan 136 beygir gücündeki 1,5 litrelik benzinlik motor, grubun diğer markası MINI’de de kullanılıyor. Marka için yine bir ilk olan ve enlemesine konumlandırılan üç silindirli yeni motor serbest devri, gaz pedalına son derece hızlı tepki vermesi ve sportif sesi ile oldukça etkileyici.

220 Nm. tork üreten araç, 0–100 km/sa hızlanmasını 9,6 sn tamamlıyor ve aracı azami 200 km/s hıza ulaştırıyor. BMW 2 Serisi Active Tourer ailesine eklenecek, 1.5 dizel motorlu BMW 216d Active Tourer ise 2015 başında Borusan Otomotiv Yetkili Satıcıları’nda satışa sunulacak.

Yeni Active Tourer önden çekişli olmasından ötürü, daha çok mevcut BMW modellerinden çok, önden çekişli olarak üretilen MINI modelleriyle benzerlikler gösteriyor. Bunlardan biri de 6 ileri otomatik şanzıman. 

Erken Doyma hissi veren gıdalar

‘İştahım kapanmıyor, kilolar koşarak geliyor’ diyorsanız çözümü uzakta aramayın. Uzmanlar yeme isteğini bastıracak 10 gıdayı şöyle sıralıyor…

Kapanmayan iştahlar fazla kiloları beraberinde getiriyor. Uzmanlar aşırı kilo alımının hastalıkların yolunu açtığını belirterek “İştah kapatan besinlerle kilo alımını ve kontrolünü dengeleyebilir, sağlıklı bir yaşam sürebilirsiniz.” diyor. İştah kapatan işte o besinler…

Yağlı peynir: İçerisindeki fazla yağ bir süre sonra iştahı bastırır. Peynir içerisindeki süt nedeni ile laktoz ve yağ nedeni ile doyma hissinin son derece hızlı bir şekilde açığa çıktığı bilinen bir gerçek.

Soğuk et: Donmuş yağlarla birlikte görüntüsü iştahınızı kapatır. Ayrıca lifli yapısı nedeni ile sindirim sisteminin ilk noktası ağızdan başlayan genleşme süreci sayesinde elindekinden daha fazla bir yer kaplar ve doyma hissini yeme miktarınıza göre hızlandırır.

Izgara tavuk: Tavuk severlere müjde! Izgara tavuk yemek yapılan araştırmalara göre daha az yemenizi sağlıyor. Tavuk etinde bulunan yağ ızgara ile açığa çıkıyor ve mide sıvıları üzerinde birikiyor bu da hızlı bir şekilde doyma hissinin beyne iletilmesini sağlıyor.

İşkembe: İçerisindeki sirke ve sarımsak ikilisi kısa sürede doymanızı sağlıyor. Ayrıca sakatat grubunda olan işkembenin lifli yapısı nedeni ile bu doyma hissine katkı sağladığı bilinen bir gerçek. Ayrıca sirke ile birlikte içilen çorbanın sirke etkisi nedeni ile midenin salgılamasından önce kimyasal sensörleri tetiklemesi sonucu Tüm sirke ile tüketilen besin maddelerinde bu benzer erken doyma hissi gündemde.

Jöle: Rengarenk olabilen jöleler içerisindeki katkı maddeleri ve cıvık görüntüsüyle iştah kapamaya yeterli olacaktır. Siz yinede yiyenler arasında olmayın.

Kaz karaciğeri: Kaz ciğeri yemek karaciğer şişliğine neden olur. Bu nedenle çok abartmayın. Gerçi bu etki için ciddi miktarda ve belli bir süre yemelisiniz. Tek bir öğünde sadece kaz ciğeri yeseniz bile çok büyük etkisi yoktur. Bu nedenle arada sırada yiyorsanız korkmanıza gerek yok.

Arpa ve buğday çorbası: Çorba ve yemeklerde kullanılan bu tahıllar daha az yemenizi sağlar. Lifli yapıları ve sıvı tüketilen gıdalar olması nedeni ile hızlı bir doygunluk hissi için idealdir.

Sosis: Birçok işlemden geçirilip fermente edilen sosis sağlıksız içeriğiyle yenilmemesi gereken gıdalar arasında yer alıyor. İçine çok fazla su alabilen bir gıda olması nedeni ile sünger gıda tabirini hak eder. Bu nedenle midenizdeki mide sıvısı miktarının azalmasına sebep olarak sahte bir doygunluk sağlar. Ama yararından çok zararı olan bu etki dışında sosis hammaddelerinin neler olabileceği hakkında hiç kimsenin bir fikri olamaz. Ancak üreten bilir. Aynı üretim bandında bile birbirinden farklı içerikler vardır.

Köfte: Et ve baharat karışımı köfte kısa sürede doymayı sağlar. Köfte içinde buluna ekmek kırıntısı yada köfte harcı gibi ekler ve köftenin et hammaddesinden yapılması nedeni ile et ile benzer etkileri vermesi zaten beklenen sonıçlar arasındadır.

Puding: Canınız tatlı istiyorsa, puding yiyin. Açılan iştahı kapatır. Ama şeker olduğunu unutmayın.

Türkiyede Ölü sayısı 35 e çıkarken Kobanide henüz 3 kişi ölmedi.

Türkiyede Ölü sayısı 35 e çıkarken Kobanide henüz 3 kişi ölmedi. 

Gaziantep’te IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarının protestosunda kan döküldü. Saat 21.00 sıralarında ellerinde sopalarla sokağa çıkan bir grup ile karşıt görüşlüler arasında çıkan kavgada 4 kişi öldü, 1′i polis 20 kişi de yaralandı.

Güzelvadi, Vatan, Barak, Akdere, Aydınlar, Mevlana ve Göllüce mahallelerinde toplanan gruplar, çöp konteynerlerini devirip lastiklerle ateş yaktı. Ancak eylemciler, Vatan ve Barak mahallelerinde karşıt görüşlülerin tepkisini çekti. Gruplar arasında başlayan tartışma tabanca, pompalı tüfek, satır ve kılıçların kullanıldığı kavgaya dönüştü. Olaylarda Süleyman Balcı (15), Sevgi Alıcı (16), Ömer Uçeker (27) ile ismi öğrenilemeyen bir kişi öldü. Çatışmada 1’i polis yaklaşık 20 kişi de yaralandı. DBP’nin Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerindeki binaları ateşe verildi. Olaylara karışan 6 kişi gözaltına alındı.

MARDİN Dargeçit ilçesinde salı günü gösterilerde ölen Bilal Gezer (29) ve Sinan Toprak (18) dün, ilçe mezarlığında toprağa verildi. Cenazeye katılanlardan bir kısmı, saat 16.00 sıralarında taziye dönüşü İlçe Jandarma Komutanlığı’nın önünden geçerken el yapımı patlayıcı ve taşlarla saldırdı. Asker gösterilerin dağılmaları için havaya ateşi açtı. Bunun üzerine çevredeki evlerden askerlere ateş açıldı. Çatışmada 7 kişi yaralandı. Midyat Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralılardan Abdülkerim Seyhan (27) öldü.

SİİRT’te akaryakıt istasyonuna saldırı sırasında silahla ağır yaralanan Kamil Taş (25) Siirt Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Dün İnönü mahallesindeki Cumhuriyet Karakolu’na uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Nöbet tutan bir polis, ayağına isabet eden kurşunla yaralandı.

İSTANBUL Okmeydanı’nda bir grup yollara barikat kurup ateş yaktı. Göstericiler, polislere havai fişek, taş ve molotofkokteyli attı. Polis de gruba biber gazı ve plastik mermiyle müdahale etti. Olaylar sırasında, duvarı kendisine siper eden bir gösterici, silahla polislere tek el ateş ederek kaçtı.

MERSİN’in Tarsus ilçesi Barbaros mahallesinde bir grup protestocu gösteri düzenledi. Çevik Kuvvet Büro Amiri Serkan Yüksel, nereden ateşlendiği henüz belirlenemeyen tüfekten çıkan saçmalarla bacağından yaralandı. Fahrettin Paşa mahallesinde hemzemin geçit yakınlarında görev yapan polis Yakup Orçun ise kafasına gelen taşla yaralandı.

TUNCELİ’nin Hozat ilçesinde saat 21.10 sıralarında protestocular önce kaymakamlık konutunu taş yağmuruna tuttu. Protestolardan sonra kimliği henüz tespit edilmeyen kişiler tarafından, hakim ve savcıların kaldığı adliye lojmanına uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Silahlı saldırıda lojmanda görev yapan bir polis hafif yaralandı.

BİTLİS Tatvan ilçesinde önceki akşam saatlerinde çıkan olaylar, dün saatlerinde yeniden başladı. Bir çok banka şubesi ile işyerine zarar veren göstericiler, akşam saatlerinde yine Cumhuriyet Caddesi üzerinde toplandı. Gruplar halinde cadde ve sokaklarda eylem yapan ve ateş yakan göstericileri polis, gözyaşartıcı bomba ve basınçlı su kullanarak dağıttı.

ANTALYA‘da Kepez Polis Merkezi’ne 40-50 kişilik grup akşam saatlerinde taşlarla saldırdı. Grup polisin biber gazıyla müdahale etmesi üzerine ara sokaklara kaçtı. Kurdukları barikatların ve cadde ortasında yaktıkları ateşin arkasına kaçan gruba TOMA’lar müdahale etti.

ADANA Seyhan İlçesi Onur Mahallesi’nde gösteri yapan grup ile elinde Türk bayrakları ile toplanan grup karşı karşıya geldi. İki grup arasında kısa süreli çatışma yaşandı. Polis müdahalesiyle PKK yanlısı grup ara sokaklara dağıldı. D-400 karayolunda tekbir getirip slogan atan grup ise sokak aralarına PKK yanlısı eylemcilerin peşinden gitmek istedi. Elinde kılıç ve pompalı tüfek bulunan kalabalık, polisin havaya ateş açmasıyla durduruldu.

DİYARBAKIR Bağlar ilçesinde gece  Terör Şube’ye ait sivil plakalı araçla devriye görevi yapan polise  ateş açıldı. Polislerin karşılık vermesiyle çıkan çatışmada 4 saldırgan yaralı  yakalandı.

Pazartesi gecesi başlayan ve dün de devam eden olaylar sonucunda ölenlerin sayısı 35’e yükseldi.

Osmanlı Ordusu ve Teşkilat yapısı

Osmanlı Ordusunda Ocaklar

Kapıkulu Ocakları: Kapıkulu Ocakları, Osmanlı Devleti’nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı Devleti’nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.

Kent güvenliğinden ve sınırların korunmasından sorumlu olan, silah olarak genellikle tüfek, kılıç, ok ve yayi kalkan, mızrak kullanan savaşçı bir sınıf olan kapıkuluların görevleri katı ve ödünsüz kurallara bağlanmıştı. Bu kurallara kavanin-i yeniçeriyan denirdi. Kapıkulu olacak kişinin ailesiyle ve diniyle tüm bağlarını koparması, aynı yeni doğmuş gibi, hükümdardan başka kimseye maddi ya da duygusal herhangi bir bağ hissetmemeleri gerekiyordu. Osmanlı hanedan zihniyeti, Müslümanlara bu mevkilerin kapalı olmasına bahane olarak da, “gerçek bir müslümanın kul olamayacağı” görüşünü ileri sürüyordu.

Yeniçeriler: Kuruluşunu Orhan Gazi veya I. Murad dönemlerine dayandıran görüşler bulunmaktadır. Yeniçeriler, Padişah’a bağlı Kapıkulu Ocakları’nın piyade kısmıdır. Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ile, kuruluşundan bir süre sonra gayr-i müslim çocukların 8-18 yaşlarında alınarak müslüman bir asker yetiştirilmesi (devşirme) ile oluşturulmaya başlanmış, 17. yy’dan itibaren tekrar müslümanlardan da Acemi Ocağı’na alım yapılmaya başlandı.

Devletin ilk yüzyıllarında çok yararlı olan ve Türklerin Rumeliye yerleşmesinde etkili olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi.Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından 1826’da kaldırıldı. Yeniçeriler barış zamanında İstanbul’u korur, savaş zamanında Padişah’ı korurlardı. Ayrıca devletin farklı bölgelerinde konumlanmış yeniçeri birlikleri de vardı.

Orhan Gazi yeniçeri teşkilâtı kurulacağı zaman Hacı Bektaş dergahına gelir. Yeni kuracağı yeniçeri ocağı icin dua ister. Hacı bektaş, Pir’i de Bunların adı yeni asker Yeniçeri olsun diyerek Cenabı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun diye dua eder. O yüzden yeniçeri ocaklarına Ocak-ı Bektaş-î-yân , kendilerine Taifei Bektaş-î-yân, Güruh Bektaşiye, Zümre-i Bektaşiye gibi isimler vermişlerdir.

Osmanlı Devleti, devşirme denilen Hıristiyan çocuklarından oluşturduğu orduyu Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncelerinden yararlanarak eğitti ve şekillendirdi. Yeniçeri Ordusu denilen bu ordunun başında bulunan ağa da Bektaşî idi. Bu ordu, 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin birinci gücü olmuştur.

1826 yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, Yeniçeri ocağından bir müfreze Hacıbektaş’a geliyor, Dergah Avlusu’nda saf tutarak, Hacı Bektaş-ı Veli Evlâdı’ndan postnişi olan zatın da katılması ile: Mü’miniz Kalû-Beli’den beri… Hakkın Birliğine eyledik ikrar… Bu yolda vermişiz seri… Nebimiz vardır Ahmed-i Muhtar… La Yezal mestaneleriz… Nur-ı ilahide pervaneleriz… Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile… On iki imam Pir-i tarikat cümlesine dedik beli… Üçler, beşler, yediler… Nur-ı Nebi Kerem-i Ali, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli… Demine devranına Hü diyelim Hü! diye gülbang çekiyorlar (dua ediyorlar) ve Pir’den himmet istiyorlardı.Cebeci Ocağı: Osmanlı ordusunda, silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle görevli kapıkulu ocağı idi. Ocağın mensuplarına, Cebeciler denilmekteydi.,

Cebeci Ocağı, Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur.Banisi Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’dir. İlk zamanlarda bu ocağın mensupları, yeniçeriler gibi, acemi oğlanlar arasından seçilmekteydi. Bunlar, ocağa “şâkird” yani ‘öğrenci’ sıfatıyla alınırlar, sonra asıl Cebeciler arasına geçerlerdi. Maaş defterlerinden anlaşıldığına göre Cebeciler, 59 bölük ve 37 orta bölük olmak üzere 96 odaya ayrılmıştı. Cebeci ortaları, silah yapan, tamir eden, barutları geliştiren ve savaş araç-gereçlerini hazırlayan sınıflardan oluşuyordu. Bunların arasında ayrı bir sınıf olarak, humbara dökücüleri, barutçular ve lağımcılar da vardı.

Top arabacıları ocağı: Top Arabacıları Ocağı, Kapıkulu Askerleri’nden piyadelerdir. Topçu Ocağı’nın yaptığı topları savaş alanına götürmekle görevli olan ocaktır. Savaş toplarını savaş alanına götürürlerdi. Ocakta; arabacıbaşı, kethüda, başçavuş, kethüda yeri, ocak kâtibi, bölükbaşı, odabaşı ve halife adlı subaylar görev yapardı. Arabacıbaşı nezâretinde; nefer sayıları bir – elliiki arasında değişen, altmışüç tane top arabacıları bölüğü vardı.

Topçu ocağı: Topçu Ocağı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kapıkulu Ocakları’nın yaya kısmına mensup, top dökmek ve kullanmakla vazifeli askerlerin bağlı olduğu ocaktır. Sultan I. Murad devrinde yeniçeri ocağının teşkilinden hemen sonra, acemi ocağından alınan askerlerle ilk olarak topçu ocağı kuruldu. İstanbul’un fethinden sonra, Galata suru dışında Tophane denilen yerde topçu kışlaları ve sabit top dökümhânesi yapıldı. Zaman içinde, Belgrad, Budin, Temaşvar, İşkodra, Gülamber, Provişte gibi yerlerde ihtiyaca göre tophaneler kurulup top döktürüldü.

Humbaracı ocağı: Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatı’nda humbara yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocak. Kumbaracı ocağı da denilmektedir.Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.

Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır. Humbaracılık, Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılda Mustafa ismindeki bir topçu bölükbaşısının ilk tunç humbara dökümhanesini kurmasıyla ortaya çıkmıştır. 1729′da Osmanlı’ya ilticâ eden ve Müslüman olduktan sonra Ahmed ismi verilen Kont Bonneval tarafından geliştirilip düzenlendi. 1783′te Sadrazam Halil Hamid Paşa humbaracılar için yeni düzenlemeler getirdi ve 1792′de çıkarılan bir nizamnameyle humbaracıların yetkileri arttırıldı. Humbaracılar, Ahmed Paşa’nın çabalarıyla ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı durumuna gelmişti.

Bostancı ocağı: Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak. Bostancılar ocağına, devşirme suretiyle toplanan acemi oğlanları arasından, kabiliyetli olanları seçilirdi. Bu ocağa seçilenlerin eğitimleri, İstanbul ve Edirne’deki saray bahçelerinde yapılırdı. Saraylarda, camilerin inşaatına gereken malzemenin temini ve nakliyatı, bu ocağa aitti. Topkapı Sarayı’nın odununun, İzmit’ten getirilmesinde kullanılan gemilerde, bostancılar, kürekçilik yaparlardı.

Lağımcılar: Lağımcılar Osmanlı Askeri Teşkilatı’nda yeniçerilerin içinde bir ocaktır. Görevleri özellikle kale kuşatmalarında tünel kazarak sur duvarlarına ulaşmak ve surları alttan havaya uçurmak veya kale içine kadar tünel kazarak kaleyi içten fethetmektir. Ateşli silahlarla yapılan savaşlarda da karşı sipere kadar tünel kazılıp bomba ile patlatılırak düşman askerine ve siperlerine zarar verilir. Lağım (tünel) kazma günümüzde de kullanılan bir savaş taktiğidir.Bu taktik sayesinde savaşlar daha kısa sürede kazanılmıştır buna örnek olarak ise İstanbul’un fethi verilebilir. Lağımcılar aynı zamanda bomba işleri ile ilgilendikleri için çoğu zaman bomba yapımıyla uğraşmışlardır.

Saka ocağı: Yeniçeri çorbacılarından “saka başı” adında bir kişinin gözetiminde bulundurulan kapıkulu ocaklarının en aşağı sınıfı sayılırdı. Sakaların “saka başı”ndan başka subayları yoktu. Kapıkulu ocaklarını oluşturan ortalardan herbirine erlerin her çeşit gereksinmeleri için gerekli suyu sağlamak üzere birkaç saka eri görevlendirilirdi.

Solaklar: Yeniçeri cemâat ortalarından 60,61, 62, 63. ortalara verilen ad. Bunların kumandanı olan dört yayabaşıya “Ser solak” veya“Solakbaşı” denilirdi. Hükümdârın muhâfız bölükleri de bu dört ortadan teşkil olunurdu.

Bunlar cesur, kuvvetli, boylu-boslu, tecrübeli, sözü dinlenir, hitâbeti düzgün yeniçeriler arasından seçilirdi. Pâdişâhın atının sağında giden iki solak, ok ve yaylarını kullanırken, sol ellerini; solunda gidenler ise sağ ellerini kullanırlardı. Ellerini bu sûretle kullanmalarına sebep pâdişâha arkalarını dönmeden hedefi vurabilmeleri içindi.

Silahtar ağa: Silahtar Ağa enderunun en nüfuzlu siması ve amiriydi. Saray anane ve nizamına göre hasoda ağalarının en kıdemlisi olan padişaha silahtar olurdu, fakat asırlar boyunca daima padişahlar silahtarlarını hasodalılar arasından, sevdikleri ve itimat ettikleri bir sima olarak kendileri seçmişlerdi. Silahtar yapmak istedikleri zülüflü ağayı, aşağı koğuşlardan birinde de olsa, evvela bir fermanla hasoda’ya aldırtmış ve sonra da silahtar tayin etmişlerdir. Silahtar ağa olmak bir enderunlu için en büyük gaye idi. Silahtar ağa padişah sabah namazı vaktinde haremden çıkıp enderun’a geldiği andan, bazen yatsı namazından sonra harem’e döneceği ana kadar sürekli hükümdarın yanında bulunurlardı.

Sipahiler: Osmanlı ordusunun ağır süvari sınıfı askeri. Tımar sahibi olan Tımarlı Sipahiler ve Kapıkulu Ocağı’na bağlı Kapıkulu Sipahileri olmak üzere ikiye ayrılır.

Kapıkulu Sipahileri: Kapıkulu Sipahileri padişahın özel ordusunu oluşturan Hassa Ordusu’nun süvari sınıfını oluşturan birliklere verilen addır. Tımarlı sipahilerin aksine Kapıkulu Ocağı’na bağlı aylıklı askerlerden oluşan Kapıkulu sipahileri I. Murad Dönemi’nde kurulmuştur.

İlkdönemlerde hassa ordusunun piyade birlikleri olan yeniçeriler gibi bu sınıfa da devşirme sistemi ile asker yetiştirildiyse de önceden ata alışık olmayan Avrupalı devşirme çocuklarına süvariliğin inceliklerini öğretmedeki zorluklar neticesinde gitgide bu sınıfa daha çok Yörük Türkmen çocukları alınmaya başlamış ve Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren de tamamen Türklerden oluşturulmaya başlanmıştır.

ağ ulufeciler: Osmanlı Devleti askeriyesinin Hassa Ordusu’nun Süvariler kısmında yer alırdı. Bu bölüğe Yeşil Bayrak da denilirdi. Sağ ulufeciler 120 bölükten oluşurdu. Sağ ulûfeciler, seferde pâdişahın sağında yürüyen sipah bölüğünün sağında yürürlerdi. Savaş meydanında ve ordunun konak yerinde ise, pâdişâh sancağının sağında dururlardı. Hazîneyi korumak bunların görevleri arasındaydı. Ulufecilerden toplam 7 kişi tayin edilen bölük subaşılığına Subaşı sıfatıyla sağ ulufecilerden 4 kişi tayin edilirdi. Ayrıca ordu için de büyük bir önemi vardı. Bu yüzden sağ ulufeciler Osmanlı Donanması’nda yer almaktadır.

Sol ulufeciler: Savaşta ordunun ağırlıklarını ve hazineyi korurlardı. Sol ulûfeciler, seferde pâdişahın sağında yürüyen sipah bölüğünün solunda yürürlerdi. Savaş meydanında ve ordunun konak yerinde ise, pâdişâh sancağının solunda dururlardı. Hazîneyi korumak bunların görevleri arasındaydı. Ulufecilerden toplam 7 kişi tayin edilen bölük subaşılığına Subaşı sıfatıyla sol ulufecilerden 3 kişi tayin edilirdi.Ayrıca ordumuz için de büyük bir önemi vardı. Bu yüzden sol ulufeciler osmanlı donanmasında yer almaktadır.

Garipler: Osmanlı ordusunda savaşta saltanat sancaklarını korurlardı.

Azaplar: Azab veya azap, Osmanlı devletinde çoğunlukla garnizon askeri olarak görev yapan bir askeri birim. Sözcüğün anlamı “bekar erkek”tir. Henüz evlenmemiş genç erkekler azab yazılabilirlerdi.Gönüllülerden oluşan yayalardır.Savaşta ordunun en önünde yer alırlardı.

Azablar Osmanlı ordusunun Anadolu’daki yaya askerlerinin çoğunluğunu oluştururlardı ve yerleşim birimlerinin güvenliğinin sağlanması, kalelerin savunulması gibi görevleri yerine getirirlerdi.

Ekban bölüğü Sekban, Yeniçeri ocağının altmış beşinci ortası mensubuna verilen ad. Sekban teşkilâtı, Sultan Birinci Murâd zamânında pâdişâhın av maiyeti olarak mevcuttu. Fâtih Sultan Mehmed Han zamânına kadar bağımsız bir teşkilât olan sekban ocağı, 1451′de, yeniçerilerin taşkınlık etmeleri üzerine itâatsizlik eğilimini kırmak için Fâtih’in emriyle yeniçeri ocağına dağıtıldı. O zaman sayıları, altı-yedi bin civârındaydı. Beş yüz sekban da av hizmeti için alıkonuldu

Yavuz Sultan Selim Han devrinde bütün sekbanlar, bir orta hâline getirilerek, yeniçeri ocağının altmış beşinci ortasını oluşturdular. Piyâde ve süvârî sekbanlar, pâdişahla berâber ava giderler, av köpekleri yetiştirirler, sekban fırınında çalışırlardı. Savaş zamânında, diğer yeniçerilerle birlikte çarpışmaya giderlerdi

İcareli: Sadece sınırlarda bulunan kent ve kalelerde kullanılan yerli topçulardır. Bunların subayları kuşkusuz topçuluk bilgileri bulunması gerektiğinden Eyalet Paşalarının komutasında bulunmak üzere İstanbul’dan gönderilirlerdi. Buna da Topi ya da Topçu Ağası denilirdi. Bu topçulara ücretli olarak çalıştırılmalarından icareli denmiştir.

Müsellem, Osmanlı Devleti’nde, pekçok görevi yerine getiren, harp zamanlarında ordunun geçeceği yolları temizlemek, köprüleri tamir etmek ve yol açmak gibi hizmetlerle de mükellef idiler. Buna karşılık barış zamanlarında bütün vergilerden muaf sayılıyorlardı. Zaten bu ismi bu yüzden almışlardı. Rumeli’de genellikle Hıristiyan tebadan olan müsellemlere karşılık Anadolu’da, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da Müslüman teba istihdam olunurdu

Deliler: Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi. Başlarında tüylü bir miğfer, ellerinde de yine tüylü bir kalkan bulunurdu. Ayaklarında mahmuzlu çizmeleri vardı. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmalarıydı ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. Bayraklarında “Kaderde ne varsa o gelir başa” yazılıydı.

Ayrıca Gönüllüler ve Akıncılar da Bulunmasına karşılık Düzenli ordu arasında sayılmazlar. Osmanlı ordusu gönüllüleri savaş eğitimi almadıkları için savaşlara sokarak zayi etmektense savaş dışında gönüllüleri ocaklara kaydetmeyi zamanla tercih etmişlerdir.

Akıncılarda Düzenli ordu dışında Savaş dışı zamanlarda sınırlar da sınır bekçilikleri yaparak Düşmanların sınır kasabalarında talan yapmasını engellemek için oluşturulan atlı birliklerdi. Bunlara akıncı denmesinin sebebi düzenli bir şekilde sınır ötesi operasyonlar yaparak bulundukları bölgelerde düşman askeri gücüne ufak ve küçük kayıplar verdirmek ve sürekli olarak düşmanın asker maliyetine girmesi ile ekonomik anlamda yıpratma görevlerini yerine getirirlerdi. Bunun sonucu olarak zaman zaman büyük saldırıların erken haber alınması ve engellenmesi gerçekleşmiştir. Ayrıca sürekli olarak düzenlenen sınır ötesi operasyonlar nedeni ile her an savaşmaya hazır oldukları için düzenli ordudan önce de yaklaşık yarım günlük mesafede ordunun ileri ucu olarak erken haber alma ve gözcülük faaliyetlerini de yerine getirirler. Akıncılar 100 kişiden az kişi ile yaptıkları sınır ötesi operasyonlara çete 100 kişi üzerine çıkılanlarda haramilik ve Akıncı beyi katılımı ile yapılan kaç kişi ile olursa olsun düzenlenen sınır ötesi operasyonlara akın derlerdi. Osmanlı tarihinde hiçbir akın 200 kişiden fazla bir atlı ile düzenlenmemesine rağmen çoğu zaman kendilerinden 3 veya 4 kat daha büyük askeri birlikleri yok ederek ve çok az kayıplar vererek geri dönerlerdi. Akıncıların çoğu düşman topraklarında ele geçirdikleri cariyeler ile evlenmiş ve aile olarak o bölgeye yerleşerek sınır uç kasabalarını büyütme görevlerini de yerine getirirlerdi. Akıncı olmak osmanlı da düzenli ordunun bir parçası olarak görülür ve büyük imtiyazlara sahip olurlardı. Yalan söyleyen akıncılıktan atılır ve toplumdan dışlanırdı. En önemli özellikleri Her zaman her yerde ve kimin karşısında olurlarsa olsunlar Doğru sözleri ile bilinirler ve bir akıncının söylediğine şüphe edilmezdi.